Tebbet Suresi Tefsiri

Tebbet Suresi Tefsiri ile ilgili İbn Abbas’tan (radiyAllahu anh) şöyle rivayet edilmiştir:

“En yakın akrabalarını uyar” (Şuara 214) ayeti inince Rasulullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) Safa tepesine çıkıp “Ya sabahah! (Sabah baskını gibi acil durumlardaki nida)” diye nida etmişti.

Daha sonra “Bu kimdir?” dediler ve Peygamber’in yanına toplandılar. Peygamber onlara “Ne dersiniz? Ben size şu dağın arkasından bir takım atlar çıkacak diye haber versem, sizler beni doğrular mısınız?” buyurdu.

Onlar da “biz sende hiçbir yalan tecrübe etmedik” dediler. Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem):

“Öyleyse ben sizlere şiddetli azabın önünde bir uyarıcıyım.” buyurdu.

Bunun üzerine Ebu Leheb: “Hüsrana uğrayasın!(Ellerin kurusun!) Bizi buraya bunun için mi topladın!” dedi, sonra kalktı. Bunun üzerine “Ebu Leheb’in elleri kurusun! Zaten kurudu da.” (Tebbet Suresi) nazil oldu. (Kaynak: Sahihi Buhari, 4971 – Tebbet Suresi Tefsiri)

Ebu Leheb’in helak oluşunun tek sebebi bu olay değildi. Ebu Leheb, Allah Rasulü’ne (sallAllahu aleyhi ve sellem) İslam davetinden sonra elinden gelen bütün düşmanlığı göstermiştir. Her dönemde tüm müşriklerin müslümanlara yaptığı gibi hem fiili hem de sözlü olarak birçok eziyette bulundu.

Ebu Leheb, karısıyla birlikte ömürlerinin sonuna kadar düşmanlıklarına devam ettiler ve öylece helak oldular. Allah azze ve celle onların helak oluşunu bu ayetler ile daha onlar hayattayken haber verdi.

Allah Rasulü (sav), tevhid davetiyle Kureyş’e şirk üzere olan atalarının dinini terk etmesini söylüyor ve müşrik atalarının cehennemde olduğunu bildiriyordu. Ebu Leheb ve onun gibiler bu durumu kabullenemiyordu. Yıllarca “bizi Allah’a yaklaştırıyor” diyerek taptığı ve salih zatlar, evliyalar zannettiği putları inkar edemiyordu. Atalarının batıl üzere olduğunu ve cehennemlik olduğunu kabul edemiyordu. Bu yüzden İslam’a ve müslümanlara her türlü düşmanlığı yapıyordu.

Ebu Leheb’in ve Diğer Müşriklerin Dini

Günümüzde birçok insan Ebu Leheb’in ve o dönemde yaşayan müşriklerin dinsiz olduğunu, Allah’ı inkar ettiğini düşünüyor. Halbuki bu bilgi kesinlikle yanlıştır. Ebu Leheb de diğer müşrikler gibi bir dine inanmaktadır. Aynı zamanda Allah’ın varlığına, yaratıcı olduğuna da inanıyordu. Allah subhanehu ve teala şöyle buyurur:

  • Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. (Ankebut, 61)
  • Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar. (Ankebut, 63)

Buna benzer müşriklerin Allah’a inandığına dair birçok ayet bulunmaktadır. Müşrikler Allah’ın varlığına ve yaratıcılığına inanmakla birlikte atalarına, salih zatlar/evliya dedikleri geçmiş şeyhlerine, kendileri için kanunlar belirleyen liderlerine taparak onları put ediniyorlardı.

Allah azze ve celle şöyle buyurur:

İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar (evliya) edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve kafir olanları doğru yola iletmez. (Zumer, 3)

Günümüzdeki tasavvufçu tarikatların da şirkleri için uydurdukları bahane aynıdır. Onlar da dua, yardım-medet dileme gibi sadece Allah’a yapılması gereken fiilleri (ibadetleri) şeyhlerine yaparak Allah’a ortak koşuyorlar. Ve “biz sadece şeyhlerimiz bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara dua ediyoruz, medet diliyoruz.” diyorlar.

Salih zatlar dediği kişilerin mezarını put haline getirip onlardan yardım dileyen mekkeli müşrikler ile günümüzdeki tasavvuf ehli müşriklerin arasında hiçbir fark yoktur.

Allah subhanehu ve teala şöyle buyurur:

Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.” (Yunus, 18)

De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Zumer, 44)

Allah’ı bırakıp da kendisine ne fayda ne zarar verebilecek aciz insanlardan şefaat dilemek de günümüzdeki ve geçmişteki yaygın şirklerden birisidir.

Darun Nedve ve Demokrasi

Darun Nedve, mekkeli müşriklerin işlerini düzenleyip, kanunlar belirlediği parlamentosudur. Yani her kavimden bir temsilci liderin yer aldığı, günlük olayların tartışıldığı, yeni kararların alındığı bir toplantı yeridir.

Mekkeli müşrikler, Allah Rasulü (sallAllahu aleyhi ve sellem) davetine başladıktan sonra ona gelip bazı teklifler sundular. “Gel sana bütün malımızı mülkümüzü verelim. En güzel kadınları seçip sana verelim. Gel seni başımıza lider yapalım.” diyerek Allah Rasulü’nü bu küfür sistemi olan, beşeri kanunlar üreten Darun Nedve’ye, Mekke’ye yönetici olmaya çağırdılar.

Allah Rasulü, “Ben bununla gönderilmedim.” diyerek tüm tekliflerini hiç düşünmeden reddetti. Oysa Bilal, Ammar ve ailesi, Habbab gibi nice müslümanlar birçok işkenceye maruz kalıyorlardı. Allah Rasulü yönetici olarak onları bu durumdan kolayca kurtarabilirdi. Fakat İslam ile tamamen zıt olan bu küfür sisteminde yer alması asla düşünülemezdi. Zaten Allah Rasulü bu küfür sistemini yerle bir etmekle gönderildi.

Günümüzdeki Demokrasi sisteminin Darun Nedve’den hiçbir farkı yoktur. Aynı tağuti sistemdir. Müşriklerin beşeri kanunlar ürettiği kokuşmuş pislik bir sistemdir.

Hiçbir müslümanın Demokrasi ile en ufak bir bağı dahi olamaz. Ben Müslümanım diyen kişi Allah’ın şeriatına, Allah’ın kanunlarına teslim olmuş; O’nun kanunlarının dışındaki tüm kanunlara da düşman olmuştur.

Demokrasi sistemine herhangi bir şekilde katılan kişi günde 1000 defa “La ilahe illAllah” dese de, Ben müslümanım dese de İslam ile hiçbir bağı olmayan müşriktir.

Allah celle celaluhu şöyle buyurur:

Dikkat Edin! Yaratmak da yönetmek de sadece Allah’a aittir. (A’raf, 54)

Müslüman birisi nasıl ki “yaratma” hakkını Allah’tan başkasına verdiğinde O’nu Allah’a ortak tutmuş olursa; aynı şekilde “emretme/kanun koyma/yönetme” yetkisini de insanlara verdiğinde şirke düşmüş olur.